Kylie
Tuhaf bir koku... Ağır... Ciğerlerimi yakacak kadar keskin olan o kokuyu hissedince bilincimin yerine geldiğini anladım. Gözlerimi yavaşça araladım ve etrafa baktım. Gördüğüm şey karşısında irkildim ve gözlerimi büyüttüm. Yaslandığım yerde, tam önümde duran, elinde fenerle bana bakan bir kız gördüm.
Ölmüş müydüm? Hayır, ölmemiştim; çünkü bulunduğum yerin az ilerisinde az önce yaratıkların beni kovaladığı koridor vardı. Etrafta değişik bir sis vardı. Kapalı alanda sis nasıl oluşmuştu? Fakat şimdi bunları düşünmenin sırası değildi. Bu kız kimdi? Beni neden kurtardı? Merakımı gidermek için yavaşça doğruldum ve ona döndüm. Gözlerimi kısarak konuştum:
"Kimsin sen?"
Dediğimde bana tatlı bir gülümseme sundu:
"Selam. Ben Aida. Başının dertte olduğunu gördüm. Sana yardım etmek istedim," dediğinde şaşırdım. Bana nasıl yardım etti? Bunu elinde bir silah olmadan mı yapmıştı? Çünkü yanında çantadan başka hiçbir şey yoktu.
"Onlarla nasıl baş edebildin? Bir silahın bile yok," dediğimde sanki bunu beklemiyormuş gibi afallamış gözüküyordu.
"Sis bombam vardı. Onu kullandım. Dikkatlerini dağıtmaya yetti." Eliyle diğer tarafı işaret etti.
Dağılmaya başlayan sisleri görünce aklımda sorular belirdi. Bu kızda sis bombasının ne işi var? Nereden buldu? Bu durumu biraz garipsesem de ona ön yargıyla yaklaşmak yerine onunla iyi geçinmeyi tercih etmek istedim. Hem bize yardım da edebilirdi. Düşüncelerimi bir kenara bırakıp Aida'ya döndüğümde bana yarım bir sandviç uzattığını gördüm. Kaşlarımı kaldırarak ona baktığımda gözleriyle elindeki sandviçi almamı işaret etti. Elinden yavaşça alıp teşekkür ettikten sonra sandviçten bir ısırık aldım. İçinde krem peynir ve salam vardı. Bu ikiliye bayılıyordum. Aida sessizliği bozup,
"Adın ne?" diye sorduğunda elimdeki sandviçe aşk ile bakmayı bırakıp ona döndüm.
"Kylie," dediğimde o tatlı gülümsemesini sundu.
Çok tatlı biri gibi görünüyordu ve bence doğruydu. Aida'yı hemen Nancy ve Drake ile tanıştırmalıydım. Hatta önce Nancy ve Drake'i Aida'ya anlatmaya karar verdim.
"Aida, biliyor musun benim iki tane arkadaşım var. Onları bulmam lazım. İstersen sen de bize katıl."
"Olur. Adları ne?" diye sordu. Elindeki şişenin kapağını açıp içmeye başladı. O içerken ben de Nancy ve Drake'i tanıttım.
"Çocukluk arkadaşım Nancy ve burada daha yeni tanıştığımız, dediğine göre yarı yaratık Drake," dediğimde bir anda ağzındaki suyu kenara püskürttü. Şaşkınlıkla ona baktım. Ne demiştim ki?
"Drake mi!"
"Evet, ne oldu ki?"
"Onun bir yarı yaratık olduğunu söyledin. Farkındasın, değil mi?"
Başımı salladım. "Evet ama korkmana gerek yok. Çok güvenilir biri. Hem bize yardım ediyor."
Aida bir süre bana baktı, sonra konuştu: "Üzgünüm, ben seninle gelemem," dediğinde yüzüm düşmüştü. Neden gelmiyordu? Onu tek mi bırakacaktım? Eğer onu ikna etmezsem Drake'in dediğini yapmamış olurum ve Aida tehlikede olabilir.
"Olmaz. Tek kalamazsın. Tehlikeli. Bize güvenebilirsin, emin ol. Beraber hareket etmek daha güvenli. Seni yalnız bırakmayacağıma söz veriyorum," dedim.
Yüzünde kararsız kalmış bir ifade vardı. Sanırım Drake'in yarı yaratık olduğunu söylediğim için güvenmiyordu. Aptal kafam! Ne diye kıza Drake'in yaratık olduğunu diyorsun ki? Aida'yı bir şekilde ikna etmeliydim.
"Bak, Nancy var, en yakın arkadaşım. Onu bulmam lazım. Ama bunu tek başıma yapabileceğimi sanmıyorum. Şu anda yanımda olan tek kişi sensin. Lütfen."
"O yaratık yardım etsin sana."
İç çektim. "O şu an nerede bilmiyorum. Belki de Nancy'nin yanındadır. Ama benim de onların yanına gitmem lazım. Ve seni de tek bırakamam."
Aida bir süre bana baktı. Ben ise yüzümde umutlu bir ifadeyle ona bakmayı sürdürdüm. Sonra iç çekti ve konuştu:
"Peki... Geleceğim ama sadece senin için, tamam mı?"
Yüzümde zafer ifadesi belirdi. Hafifçe gülümsedim. "Tamam. O zaman artık arkadaşız, değil mi?"
Aida başını salladı. "Arkadaşız."
Gülümsedim ve yavaşça ayağa kalktım. "Hadi gidelim."
Aida onayladı ve çantasını düzelterek ayağa kalktı. Beraber koridora dikkatlice bakıp yürümeye başladık.
Nancy
Beş ve altıncı katı uzunca süre aramıştık ama Kylie'yi bulamamıştık. Çok endişeliydim. Ya Kylie'ye bir şey olmuşsa diye düşünmeden duramadım. Uzun bir arayıştan sonra biraz dinlenmek ve düşünmek için boş bir odaya girmiştik. Drake yerde oturmuş ve sırtını duvara yaslamıştı. Gözlerini kısarak düşünüyordu. Ara sıra da kolyesini ovuşturuyordu. Ben ise Kylie için endişelendiğimden yerimde duramıyordum. Odada bir oraya bir buraya gidip durdum. Drake başını arkaya atarak sertçe bana baktı.
"Yerinde dur artık. Odaklanamıyorum."
Ben endişeli bir şekilde ayağımla ritim tuttum. "Of ne yapayım? Ya bir şey olmuşsa?"
Drake gözlerini devirdi ve mırıldanarak beni taklit etti. Gözlerimi kısıp ona baktım.
"Beni taklit etmek yerine çözüm bulsana sen."
Drake ayağa kalktı ve bana doğru yürüdü. "Sürekli hareket ettiğin için dikkatim dağıldı."
Gözlerimi devirdim ve alaycı bir şekilde konuştum: "Bize sen mi yardım edeceksin? Daha çözüm bile bulamıyorsun..."
Drake kaşlarını çattı. "Ne dedin sen..."
Göz ucuyla ona baktığımda sinirlendiğini gördüm. Sonra konuştum: "Hiç. Sadece çözüm bulamadığını söylüyorum."
"Çözüm bulamadığımı mı sanıyorsun?"
Drake'e baktım. "Yani. Çözüm bulsaydın hâlâ bu odada olmazdık. Kylie'yi bulmuş olurduk."
Drake bir süre beni süzdü. Sonra koridora doğru yürümeye başladı. Onu görünce gözlerimi kıstım ve onu takip ettim.
"Hey, nereye gidiyorsun?"
"Dördüncü kata gidiyorum."
Drake'e yetişmek için adımlarımı hızlandırdım. Sonra konuştum: "İyi fikir. Sonunda beynin çalıştı."
Drake yürürken bana göz ucuyla keskin bir bakış attı. Kaşlarımı kaldırdım ve konuştum: "Sanırım seni tanımam uzun sürecek."
Drake iç çekti ve tek kelimeyle konuştu: "Sus."
Dudaklarımı sıkıca kapattım ve omuz silktim. "Peki. Sustum."
Koridorun sonuna kadar geldik ve merdivenden aşağıya inmeye başladık.
Bir süre sonra dördüncü kata yaklaştıkça garip bir sis belirdi. Dördüncü kata geldiğimizde sis yoğunlaştı. Bir de keskin bir koku gelmeye başlamıştı. Kaşlarımı çattım ve kolumla ağzımı ve burnumu kapattım. Drake adımlarını yavaşlattı. Onun tepkisini okumaya çalıştım. Kokudan etkilenmiyordu sanırım. Ancak sisin nedenini biliyormuş gibi duruyordu. Merakımı gidermek için sordum:
"Koku seni etkilemiyor sanırım."
Drake bana baktı ve kendini bilmiş bir şekilde sırıttı. "Tabii. Ben senin gibi normal ve zayıf değilim," deyince kaşlarımı kaldırdım.
"Vay, vay. Kendinden çok eminsin bakıyorum."
Drake hafifçe saçlarını arkaya attı. "Evet."
Bir süre ona baktım ve sordum: "Peki bu sisin nedenini de biliyorsundur o zaman, değil mi uçan adam?"
Drake kaşlarını kaldırdı. "Bana uçan adam demeyi kes."
"Ama uçuyorsun."
"Ama adım uçan adam değil!"
"Tamam. Peki bu sisin nedeni nedir Drake?"
Drake memnun bir şekilde bana baktıktan sonra konuştu: "Bunu bizimkilerden biri yapmış."
"Sizinkiler derken?"
Drake bu kadar çok soru sormamdan sıkılmış olacak ki gözlerini devirdi. "Yaratıklardan yani. Ama üst düzey bir yaratık olmalı."
"Nasıl yani?"
"Bazı üst düzey yaratıklar, saldırı anında veya savunma için sis oluşturabilir. Demek ki burada bir şeyler yaşanmış," dediğinde aklıma Kylie'nin zarar görme olasılığı geldi. Endişeyle konuştum:
"Kylie'yi görmüş olabilirler mi?"
Drake gözlerini kıstı ve koridora baktı. "Ya Kylie ya da başka bir insan..."
Drake ile birkaç saniye bakıştık. Susmuş, konuşmuyorduk. Ama bu sessizliği koridorun ilerisinden gelen hafif adım sesleri bozdu. İkimiz de bir anda bakışlarımızı adım seslerine çevirdik. Geri adım atıp Drake'in arkasına hafifçe geçtim. Drake gözlerini kısmış adım seslerinin olduğu yere bakıyordu. Orada kimin olduğunu soracaktım ki Drake eliyle beni susturdu. Drake'in arkasında da mı göz var diye bir an düşünmeden edemedim. Drake hafifçe fısıldadı:
"Orada biri var," deyince gözlerimi alayla kıstım ve ona baktım.
"Hadi canım. Sen söylemesen fark etmeyecektim gerçekten," dediğimde Drake bana keskin bir bakış attı. O bakışın etkisiyle korktum ve sustum. Normalde olsa ona karşılık verirdim ama şu an bu durumda bir şey yapmayacaktım.
Adım sesleri devam etti. Sisler yüzünden hiçbir şey göremiyordum. Bu yüzden oraya bakmak dışında bir şey yapamadım. Adım sesleri yaklaştı. Ya yaratık geliyorsa? Belki Drake işe yarayabilirdi ama Drake ile yeni tanıştığımız için çok da güvenemiyordum. Sisin içinde iki siluet belirdi. Ama bu siluet yaratıktan çok insan siluetiydi. Hâlâ yüzlerini göremiyordum ama insan görmenin rahatlığıyla tuttuğum nefesi bıraktım. Artık gelen kişilerin insan olduğuna emindim. İleriye bir adım attım ama tam devam edecekken Drake beni kolumdan tutup geriye doğru çekti.
"Dur, yaratık olabilirler."
Kaşlarımı çattım. "Ama insan gibiler."
"Bazı yaratıklar istediği zaman insan formuna dönüşebilir."
"Ne..." diye mırıldandım. Yani bu kocaman yaratıklar insana dönüşebiliyor muydu? Ben hâlâ şaşkınlıkla Drake'e bakarken birinin "Nancy!" demesiyle kafamı sisin olduğu tarafa çevirdim.
"Kylie..." dediğimde Kylie bir anda bana doğru koşmaya başladı ve boynuma atladı. Ve konuştu:
"Çok korktum seni bulamadım diye."
"Kylie, sen iyi misin?"
"Ben iyiyim, asıl sen nasılsın? Yanına gelecektim ama biraz olay yaşadım."
"İyiyim, sakinleş biraz. Bir şey olmadı bana," dedim ve Kylie'nin omzunu hafifçe sıktım.
Kylie benden ayrılıp beni inceledi. İyi olup olmadığıma bakıyordu. Birbirimizi yeniden görmenin rahatlığıyla sakinleştim. Fakat Kylie'nin arkasından gelen bir kız dikkatimi çekti. Saçlarını aşağıdan topuz yapmıştı. Kylie'ye bu kızın kim olduğunu sorduğumda kızın adının Aida olduğunu ve onu tam yaratıklar tarafından yakalanacakken kendisini kurtardığını anlattı. Kız tatlı görünüyordu ancak garipsemiştim. Sanki bir şeyler saklıyor gibime geldi. Drake'e baktığımda gözlerini kısmış kızı inceliyordu. Drake yanımıza geldi ve Kylie'ye döndü.
"İyi olmana sevindik Kylie," deyince Kylie gülümsedi. Sonra Drake Aida'ya baktı ve konuştu: "Sen de artık bize katıldığına göre güvenli bir yere gidelim," dedi.
Ben Drake'e döndüm. "Ella... Ella'yı unuttuk. Onun yanına gitmeliyiz."
Kylie bana şaşkınlıkla bakarak konuştu: "Ella mı? O kim?" dediğinde onlara açıkladım. 6. katta girdiğim bir odada küçük bir kız bulduğumu anlattım.
Konuyu özetledikten sonra zaman kaybetmeden yola çıktık. Beşinci katın koridoruna vardığımızda Kylie ve Aida önde, ben ve Drake ise onların az arkasındaydık. Yürürken Drake beni tutup kendine yaklaştırdı. Ona merakla baktım. Sessizce konuşmaya başladı:
"Şu kız hakkında ne düşünüyorsun?"
Drake'e baktım ve sessizce konuştum: "Sence de kızda bir tuhaflık yok mu?" diye sordum. Cevabıma yanıt olarak başını hafifçe salladı ve sessizce fısıldadı:
"Söyleyeceğim şey karşısında şaşırma ama bizden olduğundan şüpheleniyorum," dediğinde inanamayıp şaşkınlıkla ağzımı açtım. Bana baktı ve devam etti: "Ama olmaya da bilir. Büyük ihtimalle normal bir insan. Ama bu ihtimali unutmamalıyız. Şimdilik Kylie'ye söyleme. İkimizin arasında."
Bana baktı. Ben de başımı salladım. Sonra Drake hiçbir şey olmamış gibi doğruldu ve yürümeye devam ettik. Ben ise ara sıra Aida'ya bakıyordum. Onun hareketlerini gözlemliyordum. Her ihtimale karşı dikkatli olmalıydık.
Beşinci kattan altıncı katın koridoruna vardığımızda kapıların önünden geçmeye başladık. 201... 210... 225... 237... 249... 251... 258... 261... 262. odanın önünde durdum. Kapı hafif aralıktı. Kaşlarımı çattım. Kapıyı hafifçe iterek önden içeri girdim. Ella'ya seslendim. Ancak ses yoktu.
En son oturduğumuz koltuğa yaklaştım. Sanırım -sanırım değil, kesinlikle- korktuğum başıma gelmişti. Koltuğun üzerinden yere doğru akmış kan damlaları vardı ve Ella'ya bıraktığım çanta kanla kaplanmıştı. Drake yanımda durdu. Drake'e baktığımda o da bana baktı ve neden endişe ettiğimi anladı. Sanırım Ella zarar görmüştü.
Kylie ve Aida odaya girdi. Kylie kanları görür görmez hızla odadan çıktı. Kylie'nin böyle şeylerden midesi bulanırdı. Aida da Kylie'nin peşinden çıktı. Drake koltuğa yaklaştı ve parmağını kan damlalarına sürdü. Bana dönmeden konuştu:
"Kan hâlâ taze. Çok zaman geçmemiş," dediğinde odadaki küçük banyonun kapısından kilit sesi geldi ve kapı hafifçe açıldı. İkimiz de oraya doğru döndük. Sesi duyar duymaz Drake'in arkasına geçtim.
Kapının arkasında hiç beklemediğimiz bir şekilde üstü kana bulanmış, saçları dağınık, elinde sıkıca bir demir sopa tutmuş Ella duruyordu. Hızlıca Ella'ya doğru ilerledim ve ona sarıldım. Drake de rahatladığı için tuttuğu nefesini verdi. Ella'ya baktım ve konuştum:
"Ella... Ne oldu burada?" diye sorduğumda ağlamaya başladı. Omzunu okşayarak onu sakinleştirmeye çalıştım.
Bir süre sonra Ella sakinleşti. Uygun bir yere oturduktan sonra anlatmaya başladı:
"Sen gittikten biraz sonra odaya değişik bir şey geldi..." Anlatırken gözleri dolmuştu. "O sırada koltukta oturarak seni bekliyordum ve korkudan bir şey yapamadım. Sonra çantayı karıştırıp içinden bu sopayı buldum." Elindeki sopayı gösterdi. "Olabildiğince vurmaya çalıştım ama ölmedi. Sonra gitti."
Deyince Drake konuştu: "İyi yapmışsın ama onlar kolay kolay ölmez. Bu arada ben Drake. Bundan sonra tek başına değilsin."
Kafamı sallayarak Drake'in sözünü destekledim. Ella rahatlamış görünüyordu. Hafifçe gülümsedi ve başını salladı.
"Teşekkür ederim..."
Ella'ya bakıp gülümsedim. Bir süre sonra Ella, ben ve Drake 9. kattaki odama gitmek için koridorda ilerledik. Ella Drake'e baktı ve sordu:
"Sen çok güçlü görünüyorsun."
Drake yürürken sırıttı ve konuştu: "Evet, ben çok güçlüyüm. Yarı yaratık olmama rağmen çoğu yaratıktan daha güçlüyüm. Ama korkmana gerek yok. Size zarar verme niyetim yok."
Ella hafifçe başını salladı. "Anladım..."
Yürüyüşün geri kalanında sessizlik çöktü. Dokuzuncu kata doğru dinlene dinlene yürümeye devam ettik.