Okuma Modu · Otel 404

Bölüm 4 Arayış

Yaklaşık 7 dakikalık okuma

Şu an bir rüyada mıydım yoksa Drake’in dediği gibi böyle ölümcül bir otelde hala hayatta kalan onlarca insan var mıydı? Sanırım vardı ve ben bizim gibi hayatta kalmış birisini bulmuştum. Eğilip kızın yüzünü görmeye çalıştım.

"Korkma, sadece sana yardım etmeye geldim."

Kız başını kaldırıp bana baktı. Ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözleriyle göz göze gelince kendimi çok kötü hissettim. Başıyla onaylar şekilde salladığında yavaşça kolundan tuttum ve ayağa kaldırdım. Yavaşça onu odadaki kanepeye oturttum. Sırtımdaki çantadan bir su çıkardım ve kapağını açarak kıza doğru uzattım. Bu hareketimi beklemiyor olacak ki ilk başta irkildi. Ama sonra elimden suyu aldı ve içmeye başladı. Suyu içişinden susuz kaldığı belli oluyordu. Elindeki şişe boşalınca bana geri uzattı ve teşekkür edercesine başını eğdi. Şişeyi alıp çantama geri koydum ve onun yanına oturdum.

"Biraz konuşmak ister misin?"

Söylediğim şeye karşılık bir cevap vermediğinden utandığını anladım. Biraz daha samimi konuşmaya çalışarak, "İstersen ilk başta ismini söyleyebilirsin. Seni tanımış olurum," dedim.

"Ella… Adım Ella."

Onu konuşturmayı başarınca yüzümde bir zafer ifadesi belirdi. "Anladım. Ben de Nancy. Tanıştığıma memnun oldum," dedim ve ona samimi bir gülümseme sundum.

Onu biraz daha tanımaya çalışarak, "Kaç yaşındasın?" diye sordum.

"On altı."

Dediğinde şaşırdım. Çünkü daha çok küçüktü ve bu yaşta saçma sapan olaylar yaşıyordu. Onu burada bırakamazdım. Bırakmak da istemiyordum. Bu yüzden eğer o da isterse —ki istemek zorunda— onu da yanımıza alacaktım. Ama sorun şuydu ki etrafta yaratıklar cirit atarken onu koridora çıkaramazdım. Bu odada da kalamazdık. Bir çözüm bulmalıydım. Düşünmeye başladım. Çözüm ararken odayı kaç defa turladığımı bilmiyordum. Bir süre sonra Drake’in yaratıkları uzaklaştırabildiğini hatırladım. Ella'yı güvenli bir şekilde dışarı çıkarabilmek için önce Drake’i bulmalıydım. En son üçümüz de farklı katlara ayrılmıştık. Ella'ya döndüm.

"Ella sen bir süre kadar burada kalabilir misin? Emin ol hemen geleceğim."

Ella bir süre düşündü, sonra kafasını salladı. "Kalabilirim. Ama ya sana bir şey olursa da gelemezsen?"

"Hayır hayır. Bana hiçbir şey olmaz. Bak, benim burada iki tane arkadaşım var. Onları bulmam lazım. Onları bulup hemen geleceğim."

"Anladım."

Ella'nın onaylamasından sonra onun aç olup olmadığını bilmediğimden çantamı onun yanına koydum. Sonra konuştum:

"Bak, bu çantada yiyecekler var. Eğer açsan ben gelene kadar bu yiyeceklerden yiyebilirsin. Tamam mı?" dedim.

Ella bana bakıp gülümsedi. "Tamam, teşekkür ederim," dedi. Ben de ona gülümsedim ve yönümü kapıya doğru çevirdim. Kapıyı hafifçe açtım ve başımı yavaşça dışarı çıkardım. Etrafta bir şey var mı diye baktım. Bu hareket artık alışkanlık olmuştu. Koridorda bir şey görmemenin rahatlığı ile koridora çıktım. Son bir kez daha Ella'ya baktım ve arkamdan kapıyı kapattım.

Elimdeki sopayı sıkıca tuttum. Koridordaki diğer odaların önünden geçtim ve Drake’i aramaya başladım. Etrafıma bakarak ilerledim. Gerilmekten felç olacaktım yakında. Koridordaki bütün odalara giriyordum, belki Drake bu odalardan birindedir diye. Yaklaşık 11 odaya girmiştim fakat kimse yoktu. Karşıma çıkan diğer bir odaya girdim ve etrafı kolaçan ettim. Drake’e seslendim. Ses gelmedi. O odadan çıkıp başka bir odaya doğru ilerledim. Tam kapıyı açacaktım ki koridordan gelen yüksek ses ile donup kaldım. Yavaşça arkamı döndüm. Ama etrafta herhangi bir şey yoktu. Çok gerildim. Kalbim küt küt atıyordu. Tam önüme dönüp içeri girecekken kafamın üstünden bir şeyin uçması ile çığlığı bastım.

"Ne yapıyorsun!"

Drake’in sesini duymamla hem bana zarar verecek bir şey olmadığından rahatlamıştım ama bir yönden de şaşırmıştım.

"Aa, sen miydin? Ben de seni arıyordum."

Drake’e döndüğümde kafasını tutuyordu. Şaşkınlıkla ona bakarken işaret parmağıyla beni işaret ederek konuştu.

"Sen... Bir daha kafama vurursan var ya..."

Sanırım korkudan Drake’e vurmuştum.

"Gerçekten bilerek yapmadım, hepsi senin yüzünden. Öyle sessizce gelirsen böyle olur," dedim kollarımı göğsümde bağlayarak.

Drake bir süre beni izledi sonra göz devirdi. "Hiç de sessizce gelmedim. Sesimi duymaman senin suçun." Bir süre sonra konuyu değiştirerek konuştu: "Tamam tamam, neyse. Neden arıyordun beni?"

"Anlatacağım ama önce güvenli bir yere gidelim. Yaratıklar gelebilir," dedim ve arkamı dönüp yürümeye başladım.

Sonra Drake arkamdan seslendi: "Sanırım korkudan beyin hücrelerin yok olmuş."

Olduğum yerde durdum. "Ne alaka?"

"Benim olduğum her yer güvenlidir."

Bir süre öyle durduktan sonra geri döndüm ve Drake’in yanına geldim. "Doğru."

Drake beni küçümser bir şekilde inceledi. "Neyse uzatma, konuya geç."

"Küçük bir kız buldum," dediğimde şaşırdı ve ses tonunu yükselterek:

"Ne? Sen ciddi misin?"

"Yok değilim Drake. Dalga mı geçiyorsun?"

"Bu kadar çabuk bulabileceğini bilmiyordum. Bu yüzden şaşırdım. Ben saatlerce arasam birini bulamazdım. Neyse, kız nerede?" dedi etrafa bakarak.

"Odada bıraktım. Etraf tehlikeli diye orada durması daha doğru olur diye düşündüm."

"Ne duruyoruz, gidelim yanına."

"Tamam da Kylie’yi de bulmamız lazım. Kylie’yi yalnız bırakmamalıyız."

"Tamam, o zaman ilk Kylie’yi bulalım. Kylie en son 4. kata inmişti. Onu orada aramalıyız."

Başımı salladım. "Ama hem kızı hem de Kylie’yi korumamız için ayrılmamız lazım," dedim.

Drake bir süre baktı. Sonra konuştu: "Benim için sorun değil ama bence birlikte hareket etmeliyiz. Karşına bir şey çıkarsa işin zorlaşır."

Drake’in dediği mantıklıydı. Omuz silktim ve konuştum: "Peki o zaman birlikte hareket edelim. Önce Kylie’yi bulalım, sonra da beraber kızın yanına gideriz."

Drake başıyla onayladı. Birlikte 5. kata doğru inmeye başladık. Etraftaki tek ses bizim ayak seslerimizdi. Merdivenleri indik ve 5. kata vardık. Koridorun her tarafını baştan sona aramaya koyulduk. Ben odalara bakarken Drake de gözlem yapıyordu. Koridordaki odaların yarısına kadar aradık ama Kylie hiçbir yerde yoktu. Acaba neredeydi veya ne yapıyordu? Birilerini bulabilmiş miydi? Ya da en doğru soru, başına bir şey gelmiş miydi?

Kylie

Diğerleri ile yolumuzu ayırmıştık. Drake’in dediği gibi otelde bir sürü insan olabilirdi. Tek başımaydım. Zaten bu lanet olası otelde yaratıkların olması beni gererken, bir de üstüne tek başıma olmam beni daha da geriyordu. Odaların kapısını açıp içeri girerken ve dolaşırken bile ayrı geriliyordum. Şu ana kadar odaların yarısını gezmiştim. Ama karşıma ne bir insan ne de bir yaratık çıkmıştı. Acaba Nancy ne durumdaydı? Kesin o şimdiye kadar birilerini bulmuştur. Birilerini bulmuş muydu? Ya da yaratıklarla mı karşılaşmıştı? Bunu düşünmek bile kötüydü. Aklımı böyle saçma sapan düşüncelerle doldurmamalıydım. Ama ya bir şey olmuşsa? Gerçi olsa bile Drake vardı. Bize yardım edeceğine söz vermişti. Ya da ihanete mi uğrayacaktık? Hayır, Drake’e güveniyorum. Ama eğer öyle bir şey olursa işimiz imkansızlaşır. Tamam, şimdi bunu düşünmek yerine birilerini aramaya devam edebilirim. Benim de bu kadar durduğum yeterdi.

Sıradaki odanın kapısını açtım ve birinin olup olmadığını öğrenmek için seslendim. Ama her zamanki gibi ses gelmedi. Hiç de şaşırmadım. Bir de hayatta kalan biri var mı, o da tartışılır. Odadan çıktım ve karşıdaki odaya doğru ilerledim. Ses çıkarmamak için parmak ucumda yürüyordum. Ne hallere düştüm ben!

Odanın kapısını açtım ve içeri girdim. Etrafta kıyafetler vardı. Yani bu, burada birilerinin bulunduğunun ya da önceden bu odada bir yaşam belirtisi olduğunun işaretiydi. Yavaşça odada dolaştım.

"Kimse var mı?" dedim.

Diğer odalarda da olduğu gibi bu odadan da ses gelmedi. Bir süre bir ses var mı diye dinledim. Sonra çantamı sırtımdan aldım ve açtım. Yerdeki kıyafetlerden birkaçını çantaya koydum. Bu durumdayken ihtiyacımız olan her şeyi toplamalıydım. Bu kıyafetlere illaki ihtiyacımız olacaktı.

"Bu kıyafetler her kiminse özür diliyorum. Ama cidden ihtiyacımız var," diye mırıldandım. Kıyafetleri çantaya koyduktan sonra çantayı kapattım ve sırtıma geri taktım. Odaya tekrardan bir göz gezdirdim.

Tam çıkacakken yatağın üzerinde katlanmış bir kağıt gördüm. Yavaşça kağıdı elime aldım. Kağıt buruşuktu ve katlanmıştı. Üzerinde kırmızı mürekkeple 404 yazıyordu. Kağıdın üzerinde yazılan bu rastgele sayıya anlam veremedim. Ya da bu rastgele bir sayı değil miydi? Aklınıza gelebilecek en ince detaylara kadar düşündüm ama bu sayıya bir anlam bulamadım. Atladığım bir nokta olmalıydı. Kim bir kağıdın üzerine öylesine bunu yazsın ki? Üstün matematik becerilerimi kullanarak bu sayıyı defalarca bütün sayılara bölsem de hiçbir anlamı yoktu.

Tam kağıdı açacaktım ki koridordan gürültülü bir ses geldi. Zaten ne olsa hep bu zamanlarda olurdu. Sesin gelmesiyle hızlıca kağıdı cebime koydum ve kapının yanına giderek kapının kenarından koridora baktım. Üç tane yaratık koridorda bir şeyin peşinden gidiyordu. Ve o an içimden tek bir şey geçti.

Bittik.

O yaratıklar Nancy'yi görmüş olabilirdi. Ve o anda beklemeden koridora koşarak çıktım. Eğer onlar Nancy'yi kovalıyorlarsa onları oyalamalıydım. Eğer Nancy değilse bile artık geri dönemezdim. Yaratıkların gittiği yöne doğru koşmaya başladım. Cidden kafayı yemiş olmalıydım. Neyse, biraz aksiyon güzel olur. Aklımdan bin türlü düşünce geçse de hâlâ pozitif düşünmeye çalışıyordum.

Koridor çok uzun olduğu için yaratıklara yaklaşmam biraz zor oldu. Yaratıklara yaklaştığımda biraz nefeslendim. Hâlâ onlarla aramda mesafe vardı. Şansıma beni görmemişlerdi. Sanırım bütün şansımı burada kullanmıştım. Yaratıkların hareketlendiklerini gördüm. Sonra kendimi belli edecek şekilde bağırdım:

"Hey bakın, buradayım! Gelin de beni yakalayın!"

Durumun ciddiyetinin farkında değildim. Bağırmamdan sonra hepsi bir anda durdu ve bana doğru döndü.

"Yakalayamazsınız ki, boşuna uğraşmayın!"

Sonra hepsi bana doğru koşmaya başladı. Bunu görür görmez ben de kaçmaya başladım.

"Şakaydı!"

Var gücümle koşuyordum ama işe yaramıyordu. Yaratıklardan biri hepsinden daha hızlıydı. Bana gittikçe yaklaşıyordu. Koşmaktan bacaklarımı hissetmiyordum. Ama ölmemek için koşmalıydım. Koridorun ucuna baktım. Koridorun bitmesine daha vardı, yani zamanım çoktu. Ama kaçmak için bunun dışında bir plan yapmamıştım. Peşime kaç tane yaratığı taktığımı bilmiyordum ama çıkardıkları seslerden fazla olduklarını anladım. Düzenli nefes almaya çalıştım ama böyle koşarken düzenli nefes almak söz konusu bile değildi. Olabildiğince dayanmaya çalıştım. Bunu yaptığıma pişman olmuştum. Başım hafifçe dönmeye başladı. Ayaklarım sızladı. Düşmemeye çalıştım ama ayağım takıldığı için o hızla yere yapıştım.

Koridora baktığımda gürültülü yaratıklar bana doğru koşuyordu. Üzerime atlamalarına az kalmıştı ki bir el beni kolumdan tutup karanlık bir yere sürükledi ve o sarsıntıyla başımı duvara çarptım. Ardından gözlerim yavaşça kapanmaya başladı.

Otel 404

İçindekiler

Yolculuğun diğer durakları

Gözat 1. Bölüm Kaçmak İçin Geç Mi? Gözat 2. Bölüm Çıkışı Olmayan Yer Gözat 3. Bölüm Gizemli Koruyucu: Drake
Şu An Okunuyor 4. Bölüm Arayış
Sıradaki 5. Bölüm 3 Kasım'da
6. Bölüm
7. Bölüm
8. Bölüm
9. Bölüm
10. Bölüm
11. Bölüm
12. Bölüm
Sıradaki bölüm · 5. Bölüm
0gün 00saat 00dakika 00saniye

3 Kasım'da yayında

Çok Yakında

Sweet Cherry raflarında yerini almak üzere.

Okuma Ayarları
Yazı boyutu
Tema