Bölüm 2 – SweetCherry Ön Okuma

SWEETCHERRY

Ön Okuma
Okuma Modu

Bölüm 2
Çıkışı Olmayan Yer

“Akıl… Kurtulmamız için ihtiyacımız olan tek şey. Bilmemiz gereken ise buradan asla bir çıkışın olmadığı…”

“N-ne demek oluyor bu şimdi?”

“Bilmiyorum. Ama bu bir şifre olabilir mi?”

“Emin değilim ama buranın normal bir yer olmadığına artık tam olarak eminim.”

Ne yapacağımı bilmiyordum. Bilmiyorduk. Gerçekten kendimi adrenalin dolu bir kaçış odasına atılmış gibi hissediyordum. Yazılanlar, korkunun üzerine merak ekliyordu. Kylie ile bunun üzerine düşünmeye başladık. Notta yazdığı gibi; aklımızdan başka kullanabileceğimiz bir silahımız yoktu. Evet, aklımı kullanmalıydım. Zihnimi her ihtimalle delik deşik etmeliydim. Buradan kaçacaktık, buna emindim, hissediyordum; ama bunun hiç de kolay olmayacağını çok iyi biliyordum.

Notta kurtulmamız gerektiğinden bahsediyordu ama buranın bir otel olmadığından artık emindim; çünkü çıkışı olmayan bir yerden söz ediliyordu. Ve bildiğim kadarıyla çıkışı olmayan tek yer… Burası neresiydi böyle? Peki, asıl kurtulmamız gereken şey neydi? Koltuğa oturmuş, kağıtta yazanları çözmeye çalışıyordum. O sırada Kylie termostan bize çay dolduruyordu.

“Of, yazan kişi bir şeyleri daha net açıklayamaz mıymış?” dedim elimdeki kağıdı dizimin üzerine koyarak. “Demek ki ortada gizemli şeyler var, anlasana! Yok bir de gelip bizi buradan çıkarsaydı… Hem bu notu yazan kişinin insan olduğunu nereden biliyoruz?” diyerek yanıma geldi ve karton bardaklardan birini bana uzattı.

Karton bardağı elinden alırken, “Doğru ama insandan başka ne yazabilir ki bunu?” dedim düşünceli bir şekilde.

“Yoksa burası uzaylılar tarafından ele geçirilmiş bir otel mi?”

“Tabii canım, ne demezsin! Hatta birazdan bizi roketle alıp uzaya çıkaracaklar. Kızım azıcık mantıklı konuşur musun?”

“Ne var ya, bence mantıklı.”

“Sabır…”

“Bir dakika, bir dakika! Sen bu kağıdın aynısını bu odada bir yerde gördüğünü söylemiştin.”

“Aa evet! Kızım, ilk defa mantıklı konuştun.”

“İlk defa mı? Yazıklar olsun.”

“Neyse… Nereye koydum ben onu ya? Heh, çekmece!”

Dedikten sonra koşarak notu koyduğum çekmecenin yanına gittim. Tüm çekmeceleri açtım ama burada değildi. “Belki yanlış yerdir,” diyerek diğer çekmeceleri de açmaya başladım. Ama orada da yoktu. Nasıl olmazdı? Emindim. Bu çekmecelerden birine koymuştum. Yanlış mı hatırlıyordum? Hayır, kesinlikle buraya koymuştum. Peki ya şimdi neredeydi? İyice kafayı yiyecektim. Hemen Kylie’ye dönüp:

“Yok! Of, nasıl olmaz? Burada olduğuna emindim, tam olarak buradaydı. %100 eminim!” dedim.

“Orada olsaydı bulurdun Nancy. Rüya falan mı gördün acaba?”

“Aynen Kylie, rüyamın ortasında da sen yemek yiyordun… Burada olduğuna eminim!” diyerek tekrardan aramaya koyuldum.

“Tamam tamam… Demek ki bu not, o not değil mi?”

“Evet, bu not o notla aynı ama çekmeceden birinci katın koridoruna nasıl gelecek ki? Bence biri benim odama gizlice girdi ve notu aldı.”

“İyi de biri girse anlardık, zaten oda kilitliydi. Bir de kim bilecek o notun senin odanda olduğunu?”

“Haklısın. O zaman bu nottan bir sürü mü var?”

“Olabilir ama neden bir sürü not olsun?”

“Demek ki buradan kurtulmaya çalışan bir tek biz değiliz. Bu otel kocaman değil mi? Daha bir sürü insan olabilir. Ve bu not sadece bizde değil, kaçmaya çalışan herkeste olabilir,” dedim.

Bir süre düşündükten sonra, “O zaman bizi bu otelden çıkaracak olan şey bu not,” dedi Kylie. Kafamı sallayıp onu onayladım. Bana bakıp ekledi:

“Yuh, sen o kadar akıllı mıydın?”

“Boş ver, konu canım olunca öyle oluyor.”

“Belli zaten… Zeki olsan matematikten 20 almazdın,” diyerek güldü.

“Niye o konuyu açıyorsun şimdi, sırası mı?” dedim kızarak.

“Tamam tamam, sustum.”

Evet, matematikten 20 almış olabilirim ama bu beynimin olmadığı anlamına gelmiyor, değil mi? Matematikten anlamıyordum ve 20 almam gayet normaldi. Neyse, konumuz o değil; konumuz not. Bu not hakkındaki düşüncelerimi söylemem gerekirse, açıkçası bunun bize bir işaret olduğunu düşünüyorum. Ama neden bize geldiği hakkında hiçbir fikrim yok. Bize bunu veren kişi kaçışın yolunu biliyor ve bizim kurtulmamızı istiyor. Çünkü eğer istemeseydi bize bu notu vermezdi. Ama şöyle bir şey var ki, biz bu notu koyan kişiyi görmedik. Koridorda düştüğüm sırada orada bizden başka biri daha vardı ama o bu notu oraya koymuş olamazdı; çünkü o bir canavardı. Pekala, şimdi bu notu Kimin yazdığını veya koyduğunu şimdilik boş verip notun ne demek istediğini çözmeye çalışıyordum. Ama zordu. Notta yazan şeyi gram anlamamıştım ama üzerine bayağı düşündüm. Aklımızı kullanmamızı istiyordu; demek ki kurtulmamız gereken şeyden ancak akıl yoluyla kurtulabilirdik. Aslında neyden kurtulmamız gerektiğini az çok tahmin edebiliyordum: Yaratıklar. Eğer çıkışı olmayan o yer bu otelse, kurtulmamız gereken şeyler de o yaratıklar olmalıydı. Yani bana göre öyleydi. Ama bu düşüncemi Kylie’ye henüz söylemeyecektim; hiçbir şeyden emin değilken kızı boşuna heveslendirmek istemiyordum.

Şu an güvenli olan tek yer benim odamdı. Kylie eşyalarını alıp yanıma gelmişti. Hava hep karanlık olduğundan gece mi, gündüz mü bilemiyorduk. Koltukta otururken telefonumu çantamdan çıkardım ve Kylie’yi aramayı denedim. Kylie telefonuna baktı fakat telefonu çalmamıştı. Sanırım hatlar da çekmiyordu. Ümitsiz bir şekilde telefonumu çantama geri koyup arkama yaslandım. Çok yorulmuştum. Acaba bir kabusta mıyız diye düşünmeden edemedim.

Tam gözlerimi kapatacaktım ki koridordan gelen seslerle irkildim. Kylie ile birbirimize baktık. Kylie hemen koşup iki tane uzun sopa getirdi. Şaşkınca ona baktım, hemen açıkladı:

“Koridordaki yıkıntılardan almıştım.”

Elimdeki sopayı sıkıca kavradım ve kapıya doğru yöneldim. Sesler daha da belirginleşmişti; içeriden çok değişik sesler geliyordu. Çok korkmuştum. Bir yanım gitmememi söylüyor, bir yanım ise gidip merakımı yenmem gerektiğini haykırıyordu. Kapının kilidini çevirdim ve yavaşça açtım.

Kapıyı açmamızla yerimizde donup kaldık. Kalp atışlarım hızlandı, başım döndü. Bunun nedeni koridorun sonunda duran o şeydi; kolları upuzun olup yere sürten, kırmızı elbiseli, saçları yüzünü tamamen kapatan bir yaratık… Yaratık yan dönük olduğu için henüz bizi görmemişti. Biz de bu fırsatı değerlendirip Kapıyı hızla kapattık. Kylie yaratığın etkisiyle donup kalmıştı; ben de ne olur ne olmaz diye odada ne varsa kapının önüne yığdım ve Kylie’nin yanına geçtim. Yüzüme bakıp korku dolu bir ifadeyle konuşmaya çalıştı:

“N… N… Nancy… O… o…”

Hemen onu sakinleştirmeye çalışarak, “Kylie sakin ol… Sakın, sakin ol tamam mı?” dedim ama sanırım korkudan dediklerimi duymamıştı. Hep çok korktuğu zamanlarda olduğu gibi o tiz çığlıklarından birini attı.

Sanırım şimdi bittik. Umarım şu değişik canavarlar Kylie’nin sesini duymamıştır diye dua ettim; ama böyle bir çığlığı duymama ihtimalleri sıfırdı. Yerde titreyerek oturan Kylie’yi hemen kaldırdım ve banyoya sokup kapıyı kapattım. Başımı duvara yaslayıp dışarıyı dinlemeye başladım; yaratıklardan ses geliyor mu diye bekliyordum. Hiç ses gelmeyince kapının önündeki eşyaları çektim ve yavaşça kapıyı araladım.

Etrafa baktığımda yaratıklar yoktu ama her yer darmadağındı; sanırım Kylie’nin çığlığından korkup kaçmışlardı. Böyle bir arkadaşım olduğu için bir anlık mutlu oldum. Kylie’nin çığlığının böyle bir işe yarayacağını hiç düşünmemiştim. Rahatlayarak tuttuğum nefesimi verdim ve kapıyı geri kapattım.

Hızlıca banyoya gittim. Kylie bacaklarını kendine doğru çekmiş, yerde oturuyordu. Hemen yanına gidip onu teselli etmeye çalıştım:

“Kylie bak, gördüğün her şeyi unut. En sonunda beraber bu otelden çıkıp evimize gideceğiz,” dedim. Bana bakıp fısıldadı:

“Boşuna öyle deme. Buradan çıkamayız. Görmedin mi Nancy o yaratıkları? Sence onlar buradayken kaçabilecek miyiz? Ben cevap vereyim: Hayır. Zaten notta da yazıyordu, buradan çıkışın olmadığı…”

Dediği şeyler doğruydu ama ben hâlâ buradan çıkabileceğimize inanıyordum. “Kylie bak, o notu kimin yazdığını bilmiyoruz. Ya bizi kandırıyorlarsa? Her şeye inanma Kylie. Yaratıklar olsa da olmasa da buradan çıkacağız, sana söz veriyorum.”

“Tutamayacağın sözler verme Nancy.”

“Tutabileceğim bir söz veriyorum Kylie: Buradan kurtulacağız.”

Söylediğim şeyden sonra bana masum masum baktı. Onu yavaşça kendime çektim ve sarıldım. Ağlamaya başladı. Kylie çok masum biriydi. Evet, şu an çok korkuyor olabilir ama eminim o da benim gibi güçlenmeye çalışacaktı. Gördüğümüz şey o kadar korkunçtu ki Kylie’nin hemen gülmesini bekleyemezdim. Onun gibi ben de çok korkuyordum ama bunu belli etmemeliydim. Yoksa Kylie kendini güvensiz hisseder ve daha çok korkardı. Onun için endişeleniyordum; öz kardeşim olmayabilirdi ama benim için ondan farkı yoktu. Onu korumalıydım. Birbirimizi korumalıydık.

Kylie’nin ağlaması dinip yerini hıçkırıklara bırakınca onu yerden kaldırdım ve yatağa yatırdım. Biraz uyumak ona iyi gelebilirdi. Kylie çok geçmeden uyumuştu. Ben ise biraz düşünmek istiyordum, bu yüzden koltuğa oturdum. Acaba sadece otel mi böyleydi yoksa bütün şehir mi bu haldeydi, bilmiyordum. Anneme ulaşamıyordum; bilmem kaç defa aradığım halde hat düşmüyordu. Nereye düşmüştüm ben böyle? Şu an sadece dışarı çıkmak istiyordum. Neden buradan çıkış yoktu? Herkes nereye gitmişti? Bu otelde bizden başka insan kalmış mıydı? Burası gerçekten bir otel miydi yoksa başka bir yer mi?

***

Buranın neresi olduğunu veya bütün bunların ne anlama geldiğini çözmeye çalışırken uyuyakalmışım. Sabah etraf aydınlıktı. Uyandığım an irkildim; çünkü dün her yer kapkaranlıktı. Acaba bir rüya mıydı diye etrafıma baktım ama değildi. Kylie yatağımda uyuyordu ve kapının önünde dün gece koyduğum eşyalar hâlâ duruyordu. Pencereye geçtim, açmaya çalıştım ama açılmıyordu. Açıkçası çok şaşırmıştım ve itiraf etmem gerekirse korkuyordum. Kylie’den ses gelince ona doğru döndüm.

“Günaydın,” dedim.

“Günaydın da… Hava en son kapkaranlıktı, neden şimdi böyle oldu ki?”

“Evet, ben de şaşırdım. Bir de baksana, havada kelebekler uçuyor.”

“Bunların hepsi bir kabus muydu yani?”

“Bilmiyorum ama sanırım değil; çünkü kapının önündeki eşyalar hâlâ yerinde.”

Kylie kapıya doğru döndü. Kapıdaki eşyaları görünce büyük bir hayal kırıklığıyla yeniden kendini yatağa bıraktı.

“Ne zaman bitecek bu kabus?”

“Biraz uzun sürecek belki ama bitecek, eminim.”

“Umarım…”

Yol için yanımıza aldığımız yiyecekler bitmişti. İşte sanırım sonumuz yavaş yavaş geliyordu. Yine de ne olur ne olmaz diye yiyecek çantamıza doğru gittim. Bir umutla çantayı açmaya başladım ama çantanın boş olduğunu görmemle kendimi yere bıraktım. Ne yapmamız gerek bilmiyorum ama sanırım yapacak tek bir şey vardı: Otelin kafeteryasına gitmek.

Evet, biliyorum; bu çılgıncaydı ama ne yapacak başka bir çarem ne de düşünecek vaktim vardı. Hem şu an etrafta yaratıkların olup olmadığını bile bilmiyorduk. Yaratıklar varsa bile ne olur ne olmaz kendimizi korumamız lazımdı. Aslında aklıma bir fikir geldi ama önce Kylie’ye kötü haberi vermeliydim.

“Kylie?”

“Efendim?”

Yataktan kalkmış, kanepede oturuyordu. Elinde telefonu vardı; sanırım hâlâ ailesine ulaşmaya çalışıyordu.

“Kötü bir haberim var.”

“Zaten böyle bir yerde nasıl iyi bir haber verebilirsin ki?”

Haklıydı.

“Tamam, pekala… Yemeklerimiz bitti.”

“Hay ben böyle işin… Ne yapacağız?”

“Aslında aklıma bir fikir geldi ama bunu yapabilir miyiz, bilmiyorum.”

Bana dönüp kollarını kavuşturdu. “Sakın odadan çıkmamız gerektiğini söyleme bana,” dedi.

“Aslında… Daha kötü bir şey. Şu anlık sadece kafeteryada yemek bulabiliriz ve orası birinci katta.”

“Bu kadar cesareti nereden buluyorsun, inanamıyorum! Kızım, her katta en az on yaratık var, iyi misin sen?”

“Aslında her katta olmayabilirler, bunu deneyerek göreceğiz.”

“Nancy, kendini dokuz canlı falan sanıyorsan söyleyeyim; değilsin ha!”

“Tabii ki de öyle sanmıyorum ama dikkatli olursak amacımıza ulaşabiliriz. Tek yapmamız gereken yaratıkların kör noktasını bulmak. Onu da zaten deneyerek öğreneceğiz.”

“Sen gerçekten kendini dokuz canlı sanıyorsun…”

“Hadi kalk, harekete geçmemiz lazım.”

“Tamam ama beni yaratıkların ortasında bırakıp gitme sakın!”

“Tamam, tamam.”

Elimle kafama hafifçe vurup başımı iki yana salladım. Kylie bileğindeki tokayı aldı ve siyah saçlarını ufak bir topuz yaptı. Benim saçlarım kısa olduğu için bağlayamamıştım.

Kylie saçını toplarken ben de sopaları aldım. Kylie az da olsa cesaretlenmiş olmalıydı ki elimden sopayı kapıp kapıya doğru yöneldi.

“Kylie, istersen yanına bir çanta al. Eğer yiyecek çok olursa kafeteryaya tekrar dönmek zorunda kalmayız.”

Kylie dediğimi yapıp boş bir çanta daha aldı. Ben de çantama yedek olarak küçük bir sopa daha attım; karşımıza ne çıkacağı belli olmazdı sonuçta.

“Sessiz mi olmamız lazım?” diye fısıldadı Kylie.

“Bilmiyorum ama sanırım sessiz olmalıyız.”

“Umarım korkmam.”

“Umarım…”

Kylie’ye, “Hazır mısın?” diye sordum. O da sadece kafasını sallamakla yetindi. Kapıya doğru yavaş adımlarla ilerledik. Kapıyı yavaşça aralayıp kafamı çıkardım ve herhangi bir şey var mı diye kontrol ettim. Hiçbir şey görmeyince rahat bir nefes verdim. Arkamı dönüp Kylie’ye gelmesini işaret ettim. O da hemen anladı ve beni takip etmeye başladı. Odadan çıkmıştık; arkamda Kylie, önde ben ilerliyorduk. Kylie arkamızı kollarırken ben hem yönlendirme yapacak hem de önümüzde bir yaratık var mı diye gözlemleyecektim. Öyle anlaşmıştık.

Dokuzuncu kattan sekizinci kata inmiştik. Otel çok büyüktü; bir de yavaş adımlarla, temkinli bir şekilde ilerlememiz gerektiğinden kafeteryaya varmamız biraz uzun sürecekti. Kafeterya birinci kattaydı ve biz şu an sekizinci kattaydık.

Sekizinci katın koridorundan merdivenlerin olduğu yöne doğru gidiyorduk. Kylie sürekli arkayı kontrol ediyordu. Bu zamana kadar hiç konuşmamıştık; sadece sessiz işaretlerle yönlendirme yapıyordum. Sekizinci kattan yedinci kata geldiğimizde rahat bir nefes daha bıraktım. Çok gerilmiştim; Kylie’nin de benden farksız olduğunu tahmin edebiliyordum. Yedinci katın koridorundan yavaş ama biraz daha rahat adımlarla ilerliyorduk. Rahat olmamızın tek sebebi, karşımıza henüz herhangi bir yaratığın çıkmamasıydı.

Yedinci kattan altıncı kata indik. Koridorda ilerlerken karşımda boyu upuzun, kısa kollu ve bacaklı, ağzı kocaman olan bir yaratık görmemle olduğum yerde çivi gibi çakılı kaldım. Kylie arkasına bakarak yürüdüğünden durduğumu fark etmemiş ve bana çarpmıştı. Çarptıktan sonra yaratığı görmüş olmalıydı ki ağzından istemsizce bir “Eyvah!” çıktı. “Nancy, ne yapacağız?” dedi sessiz bir şekilde. Ben de kendime gelmeye çalışarak derin derin nefes aldım.

“Kylie, hiç ses çıkarmadan yaratığın gitmesini bekleyelim.”

“Böyle yolun ortasında durarak mı?”

“Hayır hayır, güvenli bir yer bulmalıyız.”

“Her katta depo vardı, bu katta da vardır. Oraya gidelim.”

“Pekala, bakalım.”

Etrafa bakmaya başladık. Gri bir kapı görmemle oraya doğru ilerledim. Kylie de fark etmiş olmalıydı ki peşimden gelmeye başladı. Deponun kapısını açtım. Kylie içeri girdikten sonra ben de girdim ve kapıyı kapattım. Kilit var mı diye bakıyordum; bulmamla kapıyı kilitlemem bir oldu.

“Sanırım bu yaratıklar otelin her yerinde var.”

“Sanırım…”

Kulağımı kapıya yaslayarak gelen sesleri dinledim. Gürültülü adım sesleri geliyordu. Kalbim ağzımdan atıyordu sanki. Kylie’ye dönüp fısıldadım:

“Bu depodan çıktığımızda artık her hareketimize çok daha fazla dikkat etmeliyiz.”

“Tamam ama yaratıklara görünmeden nasıl hareket edeceğiz?”

“Bilmiyorum.”

Dedikten sonra hemen kapıya döndüm ve anahtar deliğinden koridoru görmeye çalıştım. Yaratık bizim olduğumuz tarafa dönmüştü. Yanlış görmediysem gözlerinin etrafında kırmızılık vardı ve sadece göz akları görünüyordu. Sanırım kördü. Bu, işimize yarayabilirdi. Hemen Kylie’ye döndüm:

“Kylie, koridorda gördüğümüz yaratık kör! Yani bizi göremez, bu yüzden işimiz daha kolay.”

“Nereden biliyorsun? Hem diyelim ki o yaratığı atlattık, diğer yaratıkları nasıl atlatacağız?”

“Mantıklı, mantıklı… Şimdi, şu kenarda yaratıkların oluşturduğu bir yıkıntı var,” diyerek işaret parmağıyla koridoru gösterdi. Kylie’nin dediği gibi, gösterdiği duvarda bir yıkıntı vardı.

“Eee?”

“Oradan çok ama çok yavaş adımlarla ilerleyeceğiz. Eğer yeterince yavaş ve sessiz olursak hem bizi görmezler hem de duymazlar. Nasıl?”

“Peki ya bizi görürlerse ne yapacağız?”

“Arkamıza bakmadan kaçacağız. Zaten yapacak başka bir şeyimiz yok.”

“Haklısın. Pekala, sopanı sıkı tut tamam mı? O sopalar ne kadar işe yarar bilmem ama en azından birbirimizi bunlarla koruyabiliriz.”

“Evet, haklısın. Hadi başlayalım.”

“Başlayalım… Bol şans.”

“Sana da,” deyince gülümsedi Kylie.

Korkuyordum, gergindim ama açlıktan ölmemek için bunu yapmalıydım. Kylie’nin fikri mantıklı gelmişti. Aksi bir şey olmazsa —ki umarım olmaz— kafeteryaya varıp açlığımızı yatıştırabilirdik. Aksiyon filmlerine, kitaplarına ve oyunlarına bayılırım ama bir aksiyonun bizzat içinde olmak hiç de hoş bir şey değilmiş; çok korkunçtu. Bu işin ucunda canımız vardı ve bizim bu yolu korkmadan ilerlememiz gerekiyordu. Of, gerginlikten bayılacağım şimdi!

Sopalarımızı sıkıca kavrayıp kapıya doğru ilerlemeye başladık. Kapıya yaklaştıkça yaratıkların sesleri çoğalıyor, sesler çoğaldıkça benim gerginliğim artıyordu. Bu his berbat bir şeydi. Kapının önüne geldiğimizde yavaşça araladım. Kapıyı açtığım an karşımda bir yaratık görmemle öylece kalakaldım.

Ama şanslı olmalıydık ki bu, altıncı katta gördüğümüz o kör yaratıktı. Bu yüzden hemen Kylie’ye dönüp sessiz olmasını işaret ettim. O da kafasını “tamam” anlamında sallamakla yetindi. Yaratığın yanından sessizce geçtik. Bu kör yaratığı atlatmanın verdiği rahatlıkla tuttuğum nefesimi yavaşça verdim. Kylie’nin dediği, yaratıkların olmadığı o yıkıntılı bölgeye sessizce süzüldük. Tam o sırada tahtayla kaplı bir kolon görmemle duraksadım.

“Kylie, o tahta pek sağlam durmuyor,” diyerek kolonun üzerindeki gevşek parçaları işaret ettim.

Kylie fısıltıyla, “Bir şey olmaz, düşseydi şimdiye kadar düşerdi zaten,” dedi. Aslında haklıydı; bunca sarsıntıya rağmen hâlâ ayaktaysa bir sorun olmazdı herhalde.

Tahta kaplı kolonun yanından geçtikten kısa bir süre sonra, arkamda kulakları sağır eden bir çatırtı koptu. Kolonun büyük bir gürültüyle devrilmesiyle olduğum yerde çakılı kaldım. Arkama baktığımda, düşen kolonun zeminde devasa bir çatlak oluşturduğunu gördüm; resmen yerde bir çukur açılmıştı. Bakışlarımı yerden kaldırıp koridora çevirdiğimde ise asıl kabusla yüzleştim: Koridordaki yaratıkların hepsi sesin geldiği yöne, yani bize doğru dönmüştü.

“Nancy, seni seviyorum canım arkadaşım… Hayat buraya kadarmış.”

Kylie’nin bu cümlesiyle dünya durdu sanki. Yaratıklar aynı anda üstümüze doğru koşmaya başladı. Ne yapacağımı bilmez bir halde, üzerimize gelen o ölüme bakıyordum. Her şey ağır çekimde oluyor gibiydi. Hayır, böyle duramazdım! Kylie’nin ölmesine izin veremezdim. Hemen vazgeçmeye niyetim yoktu.

Hızla arkamdaki çatlak zemine baktım. Kylie’nin elini sımsıkı tutup var gücümle koşmaya başladım.

“Nancy, ne yapıyorsun?” diye bağırdı Kylie.

Onu duymuyordum bile; tek hedefim onu yaşatmaktı. Kylie’yi çatlak zemine doğru sürükledim ve onu var gücümle boşluğun diğer tarafına doğru fırlattım. Sertçe yere düştü ama hemen toparlanıp ayağa kalktı. Benim içinse artık çok geçti, sonumun geldiğini biliyordum.

Ona son kez gülümsedim. Kylie endişe ve korkuyla gözlerimin içine baktı. Eğer ben de atlarsam yaratıklar da peşimden atlardı ve Kylie’nin canı yine tehlikede olurdu. Gözümden bir damla yaş süzüldü ama umursamadım. Öz kardeşim gibi sevdiğim tek insana, veda edercesine bakıyordum.

Kylie çığlık atarak, “Nancy, ne yapıyorsun? Atlasana!” diye bağırdı.

Kylie çığlık çığlığa bağırıyordu, onun da gözleri yaşlarla dolmuştu. “Nancy yalvarırım atla! Atla!” diye bağırdı yeniden. Sesi gittikçe çatallaşıyordu.

Arkamı döndüm. Eğer ona bakmaya devam edersem vazgeçeceğimi biliyordum ve bu, ikimizin de sonu olurdu. Yaratıklar doğrudan bana doğru koşuyordu; her adımda yer sarsılıyordu. İrkildim ama geri adım atmadım. Kalbim sanki boğazımda atıyordu. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Şu an dışarıdan bir aptal gibi görünüyor olabilirdim ama değildim. Ben sadece yaşamak değil, yaşatmak istiyordum.

Yaratıkların hırıltıları ve gürültülü sesleri artık dibimdeydi. Kylie’nin bağırışları hâlâ duyuluyordu; ağlıyor, geri dönmem için bana yalvarıyordu ama yapmadım. Eğer atlarsam yaratıklar da peşimden gelecek ve Kylie ölecekti. Yaratıklar iyice yaklaştı, aramızda sadece birkaç karış kaldı ve…

Bir şey oldu.

Bir anda hepsi oldukları yerde donup kaldılar. O sırada koridorda yankılanan sert bir ses duyuldu:

“Cally, kızı rahat bırak.”

İçindekiler

Yolculuğun diğer durakları

Okundu 1. Bölüm
Şu An Okunuyor 2. Bölüm
YENİ Sıradaki 3. Bölüm
4. Bölüm
5. Bölüm
6. Bölüm
7. Bölüm
8. Bölüm
9. Bölüm
10. Bölüm
11. Bölüm
12. Bölüm

Sweet Cherry raflarında yerini almak üzere.