Bölüm 1
Kaçmak İçin Geç Mi?
Ben Nancy. 20 yaşındayım. Çok yakın bir arkadaşım var, adı Kylie. Onunla beraber aynı üniversitede ve aynı bölümde okuyoruz. Şu anda ise dolabımın önüne geçmiş, ne giysem diye düşünüyordum. Kylie ile beraber her zamanki gittiğimiz kafenin orada buluşacaktık. Sınav haftasından çıkmıştık ve kafa dağıtmaya ihtiyacımız vardı.
En sonunda kot pantolon ile beyaz bir tişört giymeye karar verdim. Kapımın arkasında asılı olan siyah deri ceketimi de giydim. Makyaj masamın önüne geçip gözüme ufak bir eyeliner çektim. Koyu kahverengi kısa saçlarımı da taradım ve hazırdım. Telefonumu arka cebime sıkıştırdım. Siyah spor ayakkabılarımı ayağıma geçirip dışarı çıktım. Buluşacağımız kafe evime yakın olduğu için geç kalacağımı sanmıyordum.
Kafeye geldiğimde Kylie cam kenarındaki bir masaya geçmiş, elinde telefonu ile bir şeylere bakıyordu. Karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum.
“Selam,” dedim. Gözünü telefondan kaldırıp bana baktı ve gülümsedi. “Selam.”
“Bir şeyler söyledin mi?”
“Evet, senin için de her zamanki gibi Americano söyledim,” dedi.
Americano’yu çok seviyordum ve neredeyse her gün içiyordum. Özellikle de sınav haftaları Americano elimden düşmezdi. “Ee, tatil yeri bulabildin mi?” diye sordum.
Sınav haftasından çıktığımız için haliyle yorgunduk ve ikimiz de bir tatili hak ettiğimizi düşünüyorduk. Tatil yerinin tüm planlamaları Kylie’ye aitti. Açıkçası ben bu konuda pek iyi değildim. Geçen sene beraber sahil kenarında bir tatile gitmek istemiştik. Ama sahil yerine kuraklık ve küçük bir göl ile karşılaşınca Kylie bu işleri bir daha bana bırakmadı.
Garson kahvelerimizi masaya koyduktan sonra Kylie soruma cevap verdi. “Evet, Ultima Adası’nda yeni açılmış bir otel var. Güzel gözüküyor, oraya gidebiliriz,” dedi.
“Ultima mı? İlk defa duyuyorum,” dedim. Kylie kahvesini yavaşça içerken kafasını sallayarak onayladı beni.
“Ben de ilk defa duyuyorum ama çok umursamadım açıkçası. Umursamaya da gerek yok zaten, çok güzel bir yer,” dedi.
Pek ikna olmadığım için bunu ifademe de yansıtmış olmalıyım ki Kylie çantasından telefonunu çıkardı ve bir şeyler açtı. Telefonu bana uzattığında yeşilliklerin arasında, yaklaşık dokuz katlı bir otelle karşılaştım. Dediği gibi çok güzeldi ve tam benim tarzımdı. Çiçeklere, ağaçlara, hayvanlara; kısacası doğaya bayılırdım. Ve bu tatilimizde de böyle bir yere gidecektik. Kylie tam on ikiden vurmuştu gerçekten.
“Çok iyi,” dedim. O da bana “İşte ben,” tarzında bir bakış attı. “Hadi kalk, çıkalım,” dedim.
Kylie’nin arabasıyla evime gidip çantalarımı aldıktan sonra havaalanına gidecektik. Sandalyemi geri çekip ayağa kalktım. Kylie de hızlıca kahvesini bitirip ayaklandı. O hesabı öderken ben de kafeden çıkıp kapının önünde onu beklemeye başladım.
Kylie yanıma geldiğinde, yeni aldığı spor arabasına binip benim evime doğru yola çıktık. Evim kafeye yakın olduğundan hemen varmıştık. Eşyalarımızı bagaja yerleştirdikten sonra arabaya bindik. Arabayı çalıştırdıktan sonra evde unuttuğum bir şey kaldı mı diye çantamı yokladım. Her şeyimin tam olduğundan emin olduktan sonra havalimanına doğru yola koyulduk.
Havalimanına geldiğimizde Kylie arabayı müsait bir yere park etti. Çantalarımızı alıp terminale doğru yürümeye başladık. Gerekli işlemleri yaptıktan sonra uçağı beklemeye başladık. Bu süre boyunca Kylie sandalyede uyumuş, bense yanımdaki kitabı okumuştum. Uçağa geçtiğimizde oturacağımız koltuğu bulup yerleştik. Kemerlerimizi bağladıktan sonra artık uçuşa hazırdık. Çok heyecanlanmıştım; çünkü her ne kadar babam Amerikalı olsa da yurt dışına ilk defa gidiyordum. Uçuş yedi saat sürecekti.
Havaalanından çıktığımız gibi bir kadın yanımıza geldi ve Kylie’ye, “Hoş geldiniz Bayan Kylie,” dedi. Ben hâlâ ne olduğunu anlamadan Kylie, “Hoş bulduk,” dedi. Ardından kadın, “Buyurun, araba şu tarafta,” diye ekledi. Kadının dediğini duyar duymaz Kylie’ye baktım. Bana dönüp sessizce, “Zeki olduğum için şoför tuttum,” dedi.
Şaşkınca ona bakarken o çoktan prenses rolüne girmişti bile. Kafasına hafif bir şaplak attıktan sonra önden şoförü takip ettim. Arabaya bindiğimde Kylie kafasını tutarak yanıma oturdu ve “Elin de ağırmış ha!” dedi.
“Drama queen’liğine başladın yine.”
“Ne alaka, acıdı!” dedi.
Ardından, “Tamam Kylie geçer, çikolata ister misin?” dedim. “Sen dalga geç anca,” diye karşılık verdi.
Gülerek önüme döndüm; Kylie ise şoföre otelin konumunu söyledi. Yol boyu etrafı izledim. O kadar sabırsızlanıyordum ki bir an zamanın hızlanmasını istedim. Otele varmamız bir saat sürmüştü; çünkü otel şehre uzak, sahile yakın bir yerdeydi. Arabadan inip bagajdan çantalarımı alırken Kylie şoföre teşekkür etmeye gitmişti. Ücreti ödedikten sonra çantasını alıp yanıma geldi ve otele doğru yürümeye başladık.
Otele girdik ve resepsiyona doğru sağa döndük. Resepsiyondaki adam biraz tuhafıma gitmişti. Müşterisi olmamıza rağmen bize hiç bakmıyor ve konuşmuyordu. Bunu boş verip adamın bize uzattığı anahtarları aldık. Çok şanslıydık; çünkü otelde boş olan sadece iki oda kalmıştı, biz de o odaların anahtarını almıştık. Zaten odalar yan yanaydı. Ben 402 numaralı odanın anahtarını almıştım, Kylie ise 403 numaralı odanınkini…
Asansöre binip odalarımıza doğru çıkmaya başladık. Otel dokuz katlıydı; ilk sekiz katta ellişer oda vardı, bizim bulunduğumuz katta ise sadece dört oda bulunuyordu. Asansör daha dördüncü kattayken, “Otel o kadar güzel ki BA-YIL-DIM!” dedim.
Kylie de bana katılarak, “Ben de ya… Çok iyi bir otel seçmişim,” dedi.
Etrafa bakarak, “Sanırım herkes buraya geliyor, baksana çok kalabalık,” dedim.
“Sanırım,” diyerek cevap verdi.
Odalarımızın bulunduğu kata geldiğimizde kapıların önünde durduk ve yemek saatinde buluşmak şartıyla odalarımıza girdik. Odam çok büyük ve güzeldi. Balkona çıktığımda bu manzara karşısında ağzım açık kalmıştı. Benim odam sahile bakıyordu ve her şey harikaydı.
İçeri geçip valizimi açtım ve kıyafetlerimi yerleştirmeye başladım. Yatağımın karşısındaki dolabı açıp elbiselerimi askıya astım. Hemen altındaki çekmeceyi açtım; tam üstlerimi koyacaktım ki dörde katlanmış bir kağıt gördüm. Hemen elime alıp yatağa oturdum. Kağıdı tam açacaktım ki Kylie kapıdan bana seslendi:
“Hadi, öğle yemeği vakti! Kurt gibi acıktım.”
Hemen cevap verdim: “Tamam, geliyorum!”
Elimdeki kağıdı çekmeceye geri koyup odadan çıktım. Otelin kafeteryasına inmiştik. Yemek servisi olduğu için birer tepsi alıp istediğimiz yemekleri seçtik. Ben öğle yemeği için çok bir şey almamıştım; masaya oturup Kylie’yi bekledim.
Kylie yanıma geldiğinde ağzım açık kalmıştı; çünkü tabağını tıka basa doldurmuştu. Şaşkın bir şekilde, “Bunların hepsini yemeyeceksin, değil mi?” dedim.
Bana bakarak, “Yo, yiyeceğim,” deyince kafamı iki yana sallayıp ona ters ters baktım. Yemeğimiz bittiği zaman beni düşündüren şeyi açıkça söyledim:
“Sen de fark ettin mi? Hiç kimse birbiriyle konuşmuyor, kimse kimseyi umursamıyor. Resepsiyondaki adam da öyleydi.”
Bunu söyleyince kafasını kaldırıp bana baktı ve gözünü devirdi. Ağzındaki yemek bitince, “Bırak artık şu işleri. Konuşmuyorlarsa konuşmazlar; hem böyle daha iyi, her yer sessiz,” dedi.
İşlerimizi bitirip odalarımıza çıktık. Odanın şifresini girdim, içeri girip siyah spor ayakkabılarımı çıkardım. Elimi yüzümü yıkadım, üstümü değiştirip kendimi yatağa attım. Bugün gerçekten çok yorulmuştum ve farkına varmadan uyuyakalmıştım.
Kylie’nin sesiyle uyandım. Kapıya vuruyor ve bana sesleniyordu. Dışarı baktığımda havanın çoktan karardığını fark ettim. Ayaklarımı yataktan sarkıttım ve hemen kapıya koştum. Kapıyı açtığımda Kylie hemen içeri daldı ve önüme geçip kapıyı hızlıca kapattı. Ne olduğunu, neden böyle davrandığını bilmiyordum.
“Kylie, iyi mi—”
“Nancy konuşma! Hemen eşyalarını topla, gidelim buradan!”
Kylie’nin alelacele konuşmasıyla ters bir şeyler olduğunu anlamıştım. “Kylie, bir sakin ol. Konuşalım, olur mu?”
“Nancy, inan ne oldu ben de bilmiyorum ama buraya gelirken karşıma tuhaf tuhaf şeyler çıktı,” dedi Kylie. Daha fazla uzatmadan kalkıp eşyalarımı valize dağınık bir şekilde doldurduktan sonra ona döndüm.
Pencereden dışarı baktığını görünce yanına gittim. Kafamı pencereye çevirdiğimde, etrafın kapkaranlık olmasıyla ağzım açık kalmıştı. Şaşkınca sorarak: “Ama şu an saat henüz dokuz!”
“Evet, niye böyle oldu bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var, o da tehlikede olduğumuz,” dedi ve bana döndü. “Buradan hemen çıkmalıyız Nancy, hadi!”
Kylie’nin “hadi” demesiyle valizimi kaptım ve kapıya doğru koştuk. Koridoru hızla geçip otelin ana çıkış kapısına ulaştık. Kapının önüne geldiğimizde tüm gücümüzle açmaya çalıştık fakat hareket eden tek şey kapının kulpuydu; kapı sanki duvara sabitlenmiş gibiydi. Birbirimize baktık. Kylie beni çekiştirerek, “Arka kapı, koş!” dedi.
Yeniden koşmaya başladık ama valizim yüzünden yavaş kalıyordum. Kylie bunu fark edince yanıma gelip bana yardım etti. Birlikte koşmaya devam ettik; o önde, ben hemen arkasında… Otelde neler döndüğü hakkında hiçbir fikrimiz yoktu ama büyük bir tehlikenin içinde olduğumuzun farkındaydık.
Korkuyordum. Etraftan garip, tanımlayamadığım sesler geliyordu. Ortalık zifiri karanlıktı ve her şey çok korkunçtu. Otelin arka kapısına vardığımızda Kylie kapıyı tekrar zorladı ama sonuç yine aynıydı.
“Ah! Açıl işte, açıl!”
“Kylie, bence şimdilik benim odama dönelim ve orada ne yapacağımızı düşünelim,” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım. Az da olsa sakinleşmişti. Koşmaktan nefes nefese kalmıştım ama durmamamız gerektiğini biliyordum.
Neden kaçıyorduk, onu bile bilmiyorduk. Koridorda koşarken karşıda bir şey fark etmemle durmam bir oldu. Kylie durduğumu fark edince o da durdu; bense sadece karşıya bakıyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum, sadece o tuhaf şeye bakıyordum.
Kylie, “Nancy ne yapıyorsun, koşsana!” diye bağırdı. “Nancy… Nancy, hadi koşman lazım!”
Kylie bana sesleniyordu ama korkudan kılımı kıpırdatamıyordum. Kendime gelmeye çalıştım, derin derin nefes aldım. Kylie hâlâ bana bakıyordu, sanırım karşıdaki yaratığı henüz fark etmemişti. Görmesini sağlamak için, “Kylie, orada bir şey var,” dedim.
Bu dediğim üzerine Kylie, baktığım tarafa döndü. Bir adım gerileyerek, “O… O ne?” dedi.
“Bilmiyorum ama bence o şey bizi görmeden gidelim, hadi!” diye cevap verdim.
Koridorun diğer tarafına doğru koşmaya başladık. Her yer dağınıktı, sanki savaş çıkmıştı. Koşarken önümdeki eşyaları fark edemeyip dizimin üzerine düştüm. Kylie hemen yanıma gelip beni kaldırdı. Fakat o an bir şey fark ettim: Yerde bir kağıt vardı. Bu kağıt, tıpkı odamda gördüğüm gibi dörde katlanmıştı.
Hemen kağıdı aldım ve hızlıca, “Kylie… Bu… Bu kağıdı odamda da görmüştüm ama açmamıştım. Sanırım işimize yarayacak bir şey,” dedim.
Kylie şaşırarak, “Odanda bulduğuna emin misin? Belki biri düşürmüştür,” dedi.
“Hayır, dışındaki mürekkep lekesi bile aynı!” diye cevap verdim. “O zaman hemen odana gidelim, oraya bakalım. Şu tuhaf şeyler de bizi görmesin,” dedi Kylie.
“Tamam ama burada olduğu gibi odamızın olduğu katta da o yaratıklardan olabilir.”
“Doğru, ne yapacağız?”
Kylie’nin sorusuyla aklıma bir fikir gelmişti. Hemen fikrimi ona anlattım: “Bir fikrim var. Bu otelde en azından birkaç odanın kapısı açıktır. Açık olan bir oda bulup valizlerimizi oraya koyalım, böylece odama gitmemiz daha kolay olur.”
Beni takdir ederek, “Aferin sana, çok iyi düşündün! Zaman kaybetmeden hemen gidelim,” dedi.
Hemen boş ve açık bir oda aramaya başladık. Bir… İki… Üç… Dört… Bilmem kaç tane kapının önünden geçmiştik fakat hâlâ açık bir kapıya rastlamamıştık. Koridorda koşar adımlarla ilerlerken depo gibi bir yer gördüm ve yönümü oraya doğru çevirdim. Deponun kapısı açıktı!
Hemen valizlerimizi depoya bıraktık ve içeri girdik. Kapının üzerinde anahtar vardı ve bu beni çok mutlu etmişti; çünkü eşyalarımız güvende olacaktı. Kapıyı kapattıktan sonra kilitledim ve anahtarı cebime koydum. Kylie’ye döndüğümde titrediğini fark ettim. Çok korkmuştu. Onu sakinleştirmeye çalışarak, “Kylie tamam, bir şey yok tamam mı? Gideceğiz buradan,” dedim.
Bana bakarak, “Ama hiçbir kapı açılmıyor. Nasıl gideceğiz? Of, hepsi benim suçum!” diyerek kendisini suçlamaya başladı.
Hemen cevap verdim: “Hayır, hiçbir şey senin suçun değil, tamam mı? Nereden bilebilirdin ki buranın böyle olacağını? Şimdi sakin olalım.”
“Pekala, sakin olalım. Sakin olmalıyım.”
“Evet sakin olmalısın, olmalıyız,” dedim.
Odama gelip kapıyı kilitledik. İçeri geçtiğimizde çantamdan termosu çıkarıp sakinleşmesi için Kylie’ye verdim. İçinde hâlâ sıcak çay vardı. Elimi cebime attım; tam Kylie’nin yanına oturacaktım ki elime kağıdın gelmesiyle durdum. Kağıdı hemen ona gösterdim.
“Kylie, bak! Koridorda bulduğumuz kağıt,” diyerek kağıdı masanın üzerine bıraktım. Kylie oturduğu yerde dikleşti.
“Ah, o tamamen aklımdan çıkmış! Açsana kağıdı.”
“Pekala.”
Kylie’nin ısrarıyla kağıdı kat yerlerinden açmaya başladım. Kağıdı tamamen açtıktan sonra, üzerindeki mürekkeple yazılmış yazıyı içimden okudum.
“…”
“N… ne!”
İçindekiler
Yolculuğun diğer durakları
Sweet Cherry raflarında yerini almak üzere.